6 Ocak 2012 Cuma

Pis Kan

"Yalancı! Yalancı, sana kimse inanmaz!"
Küçük, belki de kendi kendine ilk defa bir itirafta bulunuyor. O yalancı ve oyuncunun teki! Bu zaten kanında vardı. Yazıp oynamak... Doğruyu konuşurdu elbet, ama sadece gerçek yüzünü göstermek istediği kişilereydi bu özel ayrıcalık.
"Sende o sütü ekşi ailedensin!" Babasının tarafı çokta şerefli bir aile değildi. Annesi ne kadar pis kandan arındırmaya çalışsa da, çocuk bu kandan var edilmişti. Memleketten kaçarak veya o pis insanlara çocuğun temiz yüzünü göstermemekle bu işten sıyrılabileceğini sanmıştı genç kadın, ama iş oldukça bilimsel bir olasılığa dayanıyordu.
Küçükken sorumluluk sahibi, temiz, şirin bir kız çocuğu olan bu melek, gün geçtikçe inanılmaz bir şeytana dönüşüyordu. Acı bir gerçek var ki, bunun da farkında oluşuydu. Bir yandan değişmek isterken bir yandan etrafını kendine benzetmeye çalışıyordu. Kadın istediğini (yani küçük ve biricik kızının düzlüğe çıktığını) belki de göremeyecekti. Ve göremediği halde her ne olursa olsun, umut vadeden küçücük kızı, kendisi gidince bataklığın içine bile bile çekilecekti.

Belki de en doğru sahne ise içinde birikmişleri ile gömleği ters giymek olacaktı. Zaten o da kana karışmamış mıydı?

1 yorum: