Küçük, daha bebeksi tenini kaybetmemişti. Tenine batan diken gibi sakallardan nefret eder mızmızlanırdı. Dudaklarını kaşındıran, yanağına batan o rendenin dişleri gibi yüzeyi hiç sevmezdi. Dedesini sevmediği gibi.
Her işten geldiğinde banyoya girip, duşunu alır ve tıraşını olurdu. O turkuaza boyanmış küflü kapı açıldığında babaannesinin capcanlı ve kır bahçesi gibi renkli sesi duyulurdu "Deden tıraş olmuş!"diye. Kim ne olmuştu sanki? Alt tarafı günahlarını itinasız bir temizlenme ile bir süre üstünden savmıştı. Akşama kalmaz yine filizlenip, yine Küçüğü huzursuz edecekti.
Babaannesi özendirir gibi dudaklarını kocasının yanağına yapıştırıp derin bir nefes ile tıraş losyonunu içine çekiyordu. Bu aşırı cıvıklaşmış sahne nedense Küçük'ün garibine gitmiyordu. Daha üç yaşındayken neyin gerçek neyin yalan olduğunu nereden bilsin ki? O sadece sıradaki görevini bekleyen, ama gram vatan sevgisi barındırmayan vefasız bir asker gibiydi. Sonunda dedesi onun boyu hizasına gelerek Küçük, kendi gibi varla yok arası bir öpücük konduruyor dudak değmemiş yanağa.
Kavak açları gibi uzun, zayıf, fakat görüntüsünü yanıltan bir kuvveti olan, sinir hastası gibi başı istemsizce sallanan, karaciğer hastası gibi normal tenine aykırı düşen koyu kahverenginde ki o göz kapakları, iki tutam saçı ile yanaklarına değecek göz torbaları.
Ne fiziksel portresi ne de çivi gibi batan sakalları sevilmeme sebebiydi. Ama yine de Küçük'ü iten bir şey vardı. Yine de bunların hiç biri babaannesinin söylediği çirkin şeylerde de saklı değildi. Çocuk nereden bilsin tacizi, nereden bilsin aldatılmayı... Öz babası gibi çokta sorgulayıcı bir yapısı da yoktu. Belki de bunun için Şeytanı bu kadar çok sevmişti. Dedesi sadece iyi rol oynayamıyordu. Küçük'e "Prensesim"derken bile sanki küfrediyordu adam, ama orta da ne ima, ne de bunu kanıtlayacak bir hareket vardı. Yine de çocuk bunu anlayabiliyordu. Şeytan uğruna katlanmıştı o çivili ve hiçte samimi gelmeyen yüze.
Ama şimdi anlıyor ki, o midesini kaldıran şey adamın yüzündeki ayrıntılar değil, yanında oturan parfüm ve pudra kokan (ama içindeki leşin kokusunu bastıramayan) kadından kaynaklanıyormuş.
Yaptıkları iğrençlikler şu an büyümüş Küçük'ün üzerinde bir karabasan misali onu boğup yutuyor. Kulaklarında bir uğultu olarak günahlarını duyuyor. N. onların yüzünden burada değil, sırada Küçük'ün bedenini sömürmeye geldi. Ne kadar da yaşlı olsalar da, nefsine hakim olamayanlara para her şeyden üstün gelir. Namus, haysiyet, şeref... hepsinden üstün gelir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder