Sokaklar da dolaşırken hiç kapana kısıldığınızı hissettiniz mi? Sanki binalar üstünüze üstünüze geliyor ve göğü görmemeniz için üzerinize olabildiğince kapaklanıyor. Ne kadar da uzanmaya çalışsanız göremiyorsunuz. Ciddi bir bunalıma sürüklüyor sizi ve maviye özlem duymaya başlıyorsunuz. Sanki bu zamana kadar onun farkında olarak büyümüştünüz ve şimdi aklınıza gelebiliyordu. Ne kadar da nankördünüz.
Kuşların uçuşlarını izlerken yüzünüze bir gülümseme yerleşiyor, ama geçici. Çünkü kuş gözden kaybolduktan sonra özgürlüğü tattığınızı sandığınız şey aslında acı olduğunu kavrıyorsunuz. Nedeni ise siz değildiniz o mavi göğe karışan, bulutların içinden süzülerek geçip maviye bıkkınlıkla bakan. Özlemiyle yeryüzünde mahsun bakan sadece sizdiniz, yani ben.
Cidden bu yıllara kadar ne denli nankör olduğumu yeni yeni kavrıyorum. Göğü görmemekle şimdi cezasını çekiyorum. Cezamın bin bir türlü adı var, ama biri beni en çok kısıtlayan. Hiçbir manevi değeri olmayan mimari yapılar.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder